
Kitap Adı: Öğretmenim Mori’yle Salı Buluşmaları
Yazar: Mitch ALBOM
Sayfa Sayısı: 191
Baskı Yılı: 2006
Yayın Evi: Boyner Yayınları
Bir yakınımın tavsiyesi üzerine okuduğum bu kitap aslında herkesin okumasında fayda olan ancak özellikle sebebi ne olursa olsun zor dönemlerden geçen veya hayatının gidişatından memnuniyetsizlik duyan, yaşamını ve kişiliğini sorgulamaya başlayanların mutlaka okuması gerektiğini düşündüğüm bir eser.
Yazarın hayatının bir döneminde üniversiteden hocasıyla yaşamış olduğu yaşam dersi niteliğinde anıları sade, akıcı ancak oldukça etkileyici biçimde, okuyucuyu sıkmadan anlatılıyor.
Bir felsefe ya da nlp kitabı değil (ilham verici her hikayeye nlp gözüyle bakmak doğru mu bilemiyorum). Yaşanmışlıklardan yola çıkılarak verilen gerçek yaşam dersleri. Sahip olduğumuz ancak farkında olmadığımız ya da sürekli farkındalığını yitirdiğimiz değerlerimiz üzerinde insanı kendine getiren, uyaran hatta uyandıran bir etkiye sahip. Belki yer yer hüzünlü ama tamamen ilham verici.
Kitabı okuduktan hemen sonra biraz kendi hayatım üzerinde düşündüm, ilk aklıma gelenler şunlar oldu:
Taşıyamayacağımız yükler yükleniyoruz.
Tutamayacağımız sözler veriyoruz.
Kendimize değil yalanlarımıza güveniyoruz.
Duvarlar örüyor, düşmanlar yaratıyoruz.
Erişilmesi anlamlı olmayan zorlu hedefler belirleyip ulaşamayınca kendimizi yetersiz hissediyoruz.
En çok kendimizle hasımız.
Bu yüzden en ağır yenilgiyi kendi elimizden yaşıyoruz.
Ruhumuz, hızına yetişemediği hırslarımızın ayakları altında eziliyor.
Kendimizi sevmeyi bilmiyor ama sevmediklerimize dahi sevdirmek istiyoruz.
Nefret ettiklerimiz aslında en kötü yanlarımızı yansıtan aynalardan ibaret.
İçimizdeki şeytandan korkuyor ama onun emirlerini de tatlı bir ninni gibi dinleyerek maddiyata koşullanmış yaşamlar sürüyoruz.
Uyanıkken de uyurken olduğundan daha farkında değiliz hakikatin.
Dikkatimizi vermiyor ama dikkate alınmayı bekliyoruz.
İsteklerimizi sıralıyoruz ama gerçekten neye ihtiyacımız olduğunun farkına varamıyoruz.
Ağdalı sözler paylaşıp, büyük laflar etsek de basit gerçekleri bile içselleştiremiyoruz.
Sahip olduklarımızın farkına varmadan tarifini bile yapamayacağımız bir mükemmele ulaşmaya çalışıyoruz.
Fanilikten ve ölümden dem vuruyor ama sanki sonsuzmuş gibi zamanımızı israf ediyoruz.
Ölümlü olduğumuzu biliyor ama öleceğimize inanmıyoruz. En büyük mutsuzluğu aslında ne olduğunu bilmediğimiz, tanımlayamadığımız bu yüzden de erişilmez olan bir mutluluğun peşinde beyhude yere koşarken yaşıyoruz.
Biliyoruz, söylüyoruz ama hayata geçiremiyoruz.










Teşekkürler hocam, güzel bir inceleme olmuş.