
Kitap Adı : Dune
Yazar : Frank Herbert
Çevirmen : Dost Körpe
Yayınevi: İthaki
Tür : Bilimkurgu
Sayfa Sayısı : 712
Amerikan yazar Frank Herbert’in zaman içerisinde bir bilimkurgu/fantezi klasiği haline gelecek Dune (Kumul) romanı ilk kez 1965’te yayımlandı. Fütüristik bir çalışma olan roman ertesi yıl başarılı bilimkurgu eserlerine verilecek olan ilk Hugo Ödülünü kazandı. Bu roman aslında yıllar içerisinde devamı gelecek toplam 6 kitaplık bir efsanenin ilk parçası olacaktı.
İtiraf etmeliyim ki çocukluğumdan beri bilimkurguya meraklı olmama karşın bu kitabı bu kadar geç okumuş olmam 80 neslinden biri olarak biraz utanç verici. (Yayım tarihi 1954 olan Yüzüklerin Efendisi’nin ilk cildini 1996 yılında okuyabilmiş olmamda ise benim suçum yok, o tarihte Türkçe’ye kazandırıldı. Bunun için Metis Yayınlarına minnettarım. Tabii minnet borcumu nakden ödedim o tarihlerde:))
Son zamanlarda biraz odaklanma sıkıntısı yaşıyor olmama rağmen bir hafta gibi bir sürede bitirdim kitabı. Kitabın yazıldığı tarihi göz önüne almadan bir değerlendirme yapıldığında yakın dönemde yazılan bilimkurgu eserlerinin yanında biraz ilkel hatta yavan bulunabilir, ama durun gençler! 1965 yılından söz ediyoruz. Star Trek (Uzay Yolu) dizisinin yayına girmesinden 1 yıl, Star Wars (Yıldız Savaşları)’un vizyon tarihinden 12 yıl, Battle Star Galactica’nın ilk versiyonundan tam 13 yıl önce yazılmış bir eser. Aslına bakarsanız her biri dönemin popüler kültürünün gişe ve ratinge oynayan bu derinliksiz, mesajı ya da felsefesi olmayan (hâ aradan yıllar geçince popülerliklerini korudukları için klasikten sayılıyorlar, haklarını teslim edelim) bu çıtır çerez yapımlarıyla Dune’u yan yana getirmek, evet efendim biraz değil düpedüz hakaret, ama ne yapalım ki bir karşılaştırma olması bakımından da bir yerde el mecbur. Bunlarla birlikte Dune’un ilk kitabını okurken bile sevgili George Lucas’ın bir zamanlar son derece orijinal ve ikonik gelen Star Wars objelerinden (ki hangisinden başlayım efendim! çöl gezegeni Tatooine’den havalı savaşçı tarikatlara (may the force be with some of them!), özgürlüğünden feragat etmektense ölmeyi tercih eden fakir ama gururlu halklara, hatta teknolojik araçlara kadar) buram buram melanj kokusu almaya başladım desem bilmiyorum başıma bir şey gelir mi…(Tabii şöyle de bir durum var, Dune’dan da tatlı bir Vakıf esintisi almadım değil:)

Dune’u Asimov’un, ilk kitabı 1942’de yayımlanan Vakıf dizisiyle (dolayısı ile de Galaktik İmparatorluk serisiyle) aynı klasmanda değerlendirmek daha doğru olur kanaatindeyim. (Bu arada Vakıf serisinin de ilk üç romanını sadece iki yıl önce okuduğumu bir kez daha utançlar içinde itiraf edeyim. Buradan İthaki Yayınevi yetkililerine sesleniyorum; Eyyy İthaki! Asimov’un bu kitapları yazması, sizin serinin tamamını basmanız kadar zaman almamıştır muhtemelen, şu kalan kitapları da basın artık lütfen!)
Bugün Star Wars serisinin özellikle ilk üçlemesi (çekim zamanı olarak ilk üçlemeden söz ediyorum 1977, 1980 ve 1983’te vizyona girenlerden) bir felsefesi varmış taklidi yapsa da aslında etkileyici bir distopik uzay westerniydi (bkz. The Mandalorian). Bakmayın yerden yere vuruyor görüntüme, hala çevirip çevirip zevkle izlerim bu ilk üçlemeyi. Bir kere 80 neslinin çocukluğunda önemli yer işgal eder. 2000 nesli pek anlamayabilir, onlar aftereffectlerin vs. içine doğdular. Akılları erecek yaşlara geldiklerinde bir sürü üst düzey bilimkurgu/fantezi çekilmişti (Jurassic Park, Matrix, Star Wars ikinci üçleme, Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter, Lost, Battlestar Galactica yeni seri… Ama 80’lerde elinizde sadece birkaç büyük yapım vardı ki bilimkurgu anlamında popüler zirve Star Wars’tı kuşkusuz. (Kubrick’çiler durun, taşlamayın. Biliyorum sanat eseri gibi bilimkurgular da vardı 2001 gibi ama Star Wars kadar popüler olmaması ve popüler kültürün de her zaman san’attan daha geniş kitlelere sirayet edebilmesi benim suçum değil. Hem dedim ya 80 nesliyim, Star Wars o tarihlerde yeni bir film sayılırdı ve etkisinin güçlü biçimde koruyordu) Aslında şimdilerde izlediğimiz eski seri de tam olarak özgün Star Wars değil, George Lucas eline fırsat geçtikçe eski seriyi modernize etti. Neyse bu konuyu daha fazla sündürmeyim Star Wars başlı başına bir inceleme konusu. Cilt cilt kitap bile yazılabilir (ki yazılmışı var)..
Dune’a dönelim. Fütüristik bir uzay destanı dedik bunun yanında alt metindeki felsefi ve dinsel göndermeler gerçekten üzerinde durulmaya değer. Gelecekteki insanlığın dinsel ve sosyo-politik (evet gelecekteki dedim, çook uzun zaman önce… değil! Tamam tamam konuya dönüyorum:)) durumuna ilişkin geniş tasvirler yer almakla birlikte bu çözümlemelerin aslında günümüz insanlığının inanç dünyası ve bunun siyasi ve kültürel yaşama örtülü göndermelerle dolu olduğunu (muhtemelen gerçek tarihten etkilenerek) fark ediyorsunuz. Romandaki toplumsal evrimin geleceğine ilişkin fantezi sayılabilecek öngörüler kabul edilebilecek kurgunun aslında toplumsal evrimin geçmişine ilişkin çıkarsamalar ve analizler taşıdığını… Semavi olan ve olmayan dinlerin, bunların mezhep ve tarikatlarının kökenine ilişkin… Zira romanda kurgulanan gelecekte bunların son derece evrimleşmiş halleri mevcut. Amacım kitaba ilişkin bir özetten ziyade genel bir analiz olduğundan spoiler kabul edilebilecek detaylara girmeyeceğim, ama şuna değinmeden geçersem de çatlarım, tarih dediğimiz şeyin rastgele gerçekleşen olaylardan ziyade, başarılı veya başarısız derin ve komplike komplolarla örülü olduğuna ilişkin komplo teorilerine (tamlamanın komplikeliğine bakar mısınız:) de selam çakan bir hikaye var elimizde.
Romanda rol alan halklar ve sosyal sınıfların dilleri kültürleri ve kendilerine has özellikleri ise gerçek hayattan bir çok referans taşıyor. Özellikle hikayenin baş kahramanlarından olan fremen halkı bizlere son derece tanıdık gelecek bir halk. Bir Türk-Ortadoğu sentezini andıran bu halkın dili de Arapça-Osmanlıca benzeri bir dil olmakla birlikte romanın geneline de sirayet eden bir Ortadoğu Lügatı mevcut. Padişah İmparator IV. Shaddam gibi. Ayrıca Padişah İmparatorun seçkin ordusu Sardaukarlar da bana fazlasıyla Yeniçerileri hatırlattı. Tabii Fremenlerle Sardaukarların karşı karşıya geliyor olmaları da Osmanlı’da iç isyanlar dönemini hatırlatmadı değil. Tabii bunlar sadece benim çıkarımlarım, yazarın bunları tarihi göndermeler olsun diye bilinçli olarak kurguladığını iddia etmem biraz cüretkar olabilir. (Gerçi bu konu araştırılabilir, sayın Herbert’in bu konuda bir açıklaması bulunabilir veya Dune serisine ilişkin geçmişte yapılmış tahlillerde bu durumlar izah edilmiş de olabilir, bilmiyorum. İsabetli ya da isabetsiz, bunlar benim şahsi ahkamlarım:)) Bunun yanında bazı sınıfların dillerinde ise Latince esintileri var. Adetler, kılık kıyafetler de aynı şekilde. Uzun lafın kısası, gerçek dünyadaki bir çok kültürün özellikleri romandaki sınıflara ya da haklara giydirilmiş, burası tartışma götürmez.


Sözün sonlarına gelirken Dune romanının beyaz perde ve TV uyarlamaları olduğunu da belirteyim. Hatta 2021 yılında yeni bir sinema uyarlaması vizyona girecek.
Aslında çok daha uzun ve nitelikli bir tahlili hak eden bir eser olsa da (şerhi kendinden kat kat hacimli metinler gerektirenlerden) ben burada bırakıyorum. Zira saat geç oldu ve yazarak ahkam kesmek, konuşarak olduğundan daha yorucu.
Sözün özü, okuyun efendim, ama altını tekrar çizeyim, yazıldığı dönemi ve alt metinlere özen göstermeyi de aklınızın bir köşesinde tutun. Tutmasanız da sadece eğlence için okusanız olmaz mı? Olur yahu bila keyf!









